Kendimize artık çeki düzen vermek zorundayız. Yazılarımıza ve fikirlerimize ihtiyacımız yok ama varlığımız gerekli belki BURDAN DEVAM EDELİM .
Ne Olacak Şimdi
08 Ocak 2009 Perşembe Gönderen asilzade zaman: 07:51 | Etiketler: film, levent kırca, Ne olcak şimdi, nevra serezli, çatıya sıç, şener şen
Bugün film tanıtmak istedim. Yeşilçam yapımlarını izlerken farkediyorum 10 numara filmlerde varmış bunlardan birini tekrar izleme şansı buldum. "Ne Olacak Şimdi?"
3
yorum
Tepkiler:
İçimin Gitmeleri
15 Aralık 2008 Pazartesi Gönderen beenmaya zaman: 00:02 | Etiketler: kırmızı günlükBaşladığı yerde bitiyor aslında farkında mısın...
Aynı kelimelerden aynı cümleleri kuruyorsun ama hepsi başka bir dile ait. Duydukların beklediklerin aslında ama nedense anladıkların değil çoğu zaman. Aynı gözlerden ayrı ayrı hayatlara bakıyor buluyorsun kendini bir süre sonra. Bildiklerinle yanılmaya, yanılgılarınla yaralanmaya, yaralarınla sanmalara varıyorsun. Kaybolmaya müsait zamanlar arıyorsun kendine, zaman bile bilmezden geliyor, kaybolup gidiyor, unutup duruyor, tanımayıp yok sayıyor ama sen hep aynı zamanda, aynı yerde, aynı şekilde kalıyorsun. Bitiyorsun...
...
Bittiği yerde yeniden başlıyor aslında farkında mısın...
Henüz duymadıklarına dair özlemler biriktiriyorsun içinde farkında bile olmadan. Görmediklerine bırakıyorsun gözlerini geldiklerinde rastlamak için, henüz dillendirmediğin sözlerini yeni diller için ayırıyorsun. Akılsız yüreğinle yüreksiz aklını barıştırmak için çabalıyorsun içten içe. Bir yanını diğer yanından saklayıp da bazen, içinde yine, yeni ve yeniden umut büyütüyorsun. Küçük küçük işaretler buluyorsun kendine; bir gökyüzü mavisine, bir çocuk gülüşüne, bahar yeşiline, bir dost sesine, hayatın kendisine kanıyorsun. Başlıyorsun...
...
Koca bir arafta yaşıyorsun aslında sen ve diken gibi batıyor kokusundan vazgeç(e)mediğin yalnızlığın farkında mısın...
Oysa ne varsa içinde hepsi hayat, her şeye rağmen sadece hayat...Biliyorsun...
1 yorum
Tepkiler:
Varolan kitaplığım dışında annemin tüm söylenmelerine karşın yatağımın başında oluşturduğum küçük çaplı bir başka kitaplığın üzerinden ilk kitabı çekip alıyorum.Latife Tekin, Unutma Bahçesi...
Bu kitap ilk olarak ismiyle dikkatimi çekmişti ama rastgele açıp da okuduğum tek bir cümle sayesinde alıp okumuştum. Hani bazen tek bir söz, bakış, dokunuş yeter ya, içinde koca bir dünya saklıdır aslında, bana da tek bir cümle yetmişti işte bu kitapla aramda tarifi olmayan güçlü bir bağ kurmaya...
Ne tesadüf ki şimdi de ilk olarak sevgili voodoo girl’ün sayfasında rastladığım, sevgili Nily’in de sihirli değneğiyle dört bir yana dağıtıp yaydığını gördüğüm, bana göre gelmiş geçmiş en güzel mim olan bu oyun için yine tek bir cümle yazmam gerekiyor. İşte 56. sayfadaki içinde koca bir dünyanın saklı olduğu 5. cümle...
“Unuttuğum şeylerin üzüntüsünü pek duymam artık ama yorgunluğunu hissettiğim olur”
Unutmakla ya da benim lügatımdaki karşılığı olan ‘unutmuş gibi yapmakla’ ilgili söylenebilecek o kadar çok şey var ki...Ama ben tek bir cümlenin içine sığmış olan bu koca dünya üzerine başka bir söz söylemek istemiyorum. En azından şimdilik...
Bu mim bir oyun gibi. İsteyen herkes oynayabilir, kimseye paslanmıyor. Tek yapmanız gereken;
*Kendinize en yakın kitabı almak
*Sayfa 56’yı açmak
*5.cümleyi bulmak
*Cümleyi bu kurallar ile birlikte yayınlamak
*En sevdiğiniz, en moda veya en entellektüel kitabı seçmeyip, en yakınınızdakini almak...
İşte kurallar bu kadar. Peki ya sizin tek cümledeki koca dünyanız hangisi...
0
yorum
Tepkiler:
Gelecek Olana (AŞKA) Dair...
29 Kasım 2008 Cumartesi Gönderen beenmaya zaman: 13:15 | Etiketler: teşekkürler kırmızı günlükHenüz gelmedin.
Ne yol biliyorsun ne de iz. Ajandanda işaretli tarihler arasında yerim, telefon rehberinde önceliğim yok hala. Zamanım ve kimliğim belirsiz.
Sen kendi yaşam öykünde sana biçilmiş rolünü oynamaya devam ediyorsun her zamanki gibi. Aynı yoldan işe gidip geliyorsun hergün, alışveriş yaptığın mağaza, mahalle bakkalın, faturalarını yatırdığın banka, haftasonu takıldığın alemci tayfan, haftada bir yaptığın aile ziyaretlerin aynı.
Arada bir gözlerini tüm bu dış dünyadan alıp içine çevirdiğinde, dalıp gittiğinde sessiz, birşey olacağına dair tuhaf bir ürperti duyuyorsun. Bilinmezliğin çekici ama bir o kadar da ürkütücü yanı içini yakıyor.
Silkiniyorsun hemen bu tuhaf duygudan kurtulmak için. Bir yolculuğun başında olduğunu biliyorsun. Ama yerin henüz ayrılmamış. Kalkış saati belirsiz. Adım adım yaklaşıyorsun, kıyılarında dolaşıyorsun, diğer yanı olacağın yaşamın, ortağı olacağın düşlerin...
Henüz gelmedin.
Meraklanma, bir kulağım kapıda bekliyor değilim zaten. Acelesi yok.
Senin buldum sanarak yaşadığın hayalkırıklıkların, benim beklerken büyüttüğüm sancılar geçmedi daha. Yenidir. Ve olmadığı kadar derin. Bırak iyileşsin önce yüreklerimiz, sızısı dinsin acıyan yanlarımızın, tedavi edelim kendimizi önce.
Eksik yanlarımızı tamamlayalım, fazlalıklarımızı törpüleyelim. Bizden önceki öyküleri bitirelim mesela. Son noktaları koyalım. Aramızda yeri olmasın yarım kalmış cümlelerin, tamamlanmamış hayatların, cevapsız soru işaretlerinin.
Başka öykülerden alıntılar yapmayalım, başkalarının kelimelerini sarfetmeyelim birbirimize. Sadece bizim öykümüz olsun, şu anda kağıda dökülen. Tek kahramanları senle ben olsun. “Biz” olalım...Hazır olalım hem hayata, hem de birbirimize. Güzel bir bahar gününde, aynı kaldırımdan geçerken yanyana mesela, birbirimizi es geçmeyelim. Kaçırmayalım gözlerimizi. Başlamadan bitirmeyelim yaşanacakları.. Bizimki birbirimizi bulamadığımız, bulunca da birbirimizi vakitsizce harcadığımız kısacık bir aşk öyküsü olmasın.
Henüz gelmedin.
Geldiğinde ıslık çalmana gerek yok. Ya da kapıya şifreli vurmana. Sen vakti geldiğinde, sessizce karşıma çık yeter.
Yüreğim bilir.
4
yorum
Tepkiler:

